Ömer Uluç (1931-2010), modern Türk sanatının en önemli figürlerinden biridir. Robert Kolej’de başlayan eğitim hayatını ABD’de mühendislik ve ardından sanat eğitimiyle sürdüren Uluç, Nuri İyem’in "Tavanarası Ressamları" grubuyla girdiği sanat dünyasında, akademizmin kalıplarını kıran soyut dışavurumcu tavrıyla her zaman bir "avangart" olarak kalmıştır.

Biyografi
Ömer Uluç (1931-2010), modern Türk sanatının en önemli figürlerinden biridir. Robert Kolej’de başlayan eğitim hayatını ABD’de mühendislik ve ardından sanat eğitimiyle sürdüren Uluç, Nuri İyem’in "Tavanarası Ressamları" grubuyla girdiği sanat dünyasında, akademizmin kalıplarını kıran soyut dışavurumcu tavrıyla her zaman bir "avangart" olarak kalmıştır. Sanatı; Nijerya’dan Meksika’ya, Paris’ten New York’a uzanan dünya seyahatlerinin ve kültürel katmanların bir sentezidir. Uluç’un görsel dili, kendine özgü bir "yaşam enerjisi" ve "devinim" üzerine kuruludur. Onun resimlerinde fırça darbeleri, sarmal renk demetlerine, renk yumaklarına ve nihayetinde kendi mitolojisini yaratan figürlere dönüşür. 1960’larda "Armalar" ile başlayan, 1970’lerde Nijerya’nın etkisiyle irileşen ve Afrika tiplerini çağrıştıran figürlerle devam eden süreci, 1980’lerde renk yumaklarının çözülerek serbest eğrisel çizgilere dönüştüğü çıplaklarla evrilmiştir. Ömer Uluç, 1960’lardan itibaren Avrupa ve Amerika’da çeşitli sergilere katılarak uluslararası bir sanatçı kimliği kazandı. 1969’da Paris Bienali'nde yer aldı ve 1970'li yıllarda New York’a taşınarak sanat kariyerine Amerika'da devam etti. New York'ta yaşadığı dönemde, eserlerinde daha özgür ve deneysel bir yaklaşım benimseyerek soyutlamaları, büyük ölçekli kompozisyonları ve farklı malzeme kullanımını araştırdı. Uluç'un bu dönemdeki eserleri, renk ve formun sınırlarını zorlayan, izleyiciyi düşünmeye sevk eden güçlü görsel anlatımlarla dikkat çekti. 1980’lerde Türkiye’ye dönen Ömer Uluç, Türk resim sanatının yenilikçi isimlerinden biri olarak önemli projelere imza attı. 1987’deki Sao Paulo Bienali ve 1991’deki Venedik Bienali gibi prestijli uluslararası sanat etkinliklerinde Türkiye'yi temsil etti. 1990’larda, sanatı daha da çeşitlenerek heykel, enstalasyon ve video gibi farklı disiplinlerde çalışmalar üretti. Bu dönemde, sanatında sosyal ve politik temaları işlemeye başladı; toplumsal olayları, bireyin yalnızlığını ve modern hayatın karmaşasını eserlerine yansıttı. Sanatçı, 1990’lardan itibaren tuvalin iki boyutlu sınırlarını reddederek "çıkmalı" resimler ve kolajlarla üç boyutlu alana taşmıştır. Bu dönemde sanayi hortumları, halatlar, pleksiglas ve polyester gibi malzemeler kullanarak ürettiği heykelleri (Ay Tavşanı, Prens vb.), resmindeki sarmal lekelerin fiziksel dünyadaki uzantıları gibidir. Uluç için malzeme, sadece bir araç değil; kurguladığı o kaotik ve dinamik evrenin bir parçasıdır. 2000'li yıllarda büyük ölçekli duvar resimleri, heykeller ve performanslarla sanatını daha geniş bir kitleye ulaştırmayı başarmıştır. İstanbul Modern, Sabancı Müzesi ve Pera Müzesi gibi Türkiye'nin önemli müzelerinde eserleri sergilenen Uluç, aynı zamanda yurtdışında da birçok koleksiyonda yer almıştır.
Sergileri
- 1996 — Çağdaş Sanat 9
- 1997 — Çağdaş Sanat 10
- 1998 — Çağdaş Sanat 11
- 1999 — Bozkurt Şener Koleksiyonu Sergisi
- 1999 — Çağdaş Sanat 12
- 2000 — Çağdaş Sanat 13
- 2002 — Çağdaş Sanat 15
- 2003 — Çağdaş Sanat 16
- 2004 — Çağdaş Sanat 17
- 2005 — 15 Sanatçı En Sevdiği Plakları Sunar
- 2005 — Çağdaş Sanat 18
- 2005 — Lithography (Taş Baskı)
- 2006 — Çağdaş Sanat 19
- 2007 — Çağdaş Sanat 20 — Yaz Sergisi
- 2008 — Çağdaş Sanat 21
- 2008 — Dr. Şükrü Bozluolcay Koleksiyonu
- 2023 — Dr. Haluk Gökçebay Koleksiyonundan Bir Seçki
