Merdiven, etimolojik olarak Farsça nardiban veya narduban kelimelerinden alıntıdır. Merdiven ilk akla geldiğinde hareketsizlik değil aksine iniş – çıkış eylemleri gelir. Dolayısıyla merdivenle kurulan ilişkide özne – nesne bellidir. Bir gidiş hali içinde aslında nereye gittiğini bir önemi olmaksızın yalnızca eylemin kendisini gerçekleştirmek bir tür meditatif durum yaratır. Özgül Arslan’ın sergisi de işlevinden arındırılmış bir merdivenle başlar öyküsüne.
Önce hissedilen yalnızca iniş – çıkıştır, yani ,eylem…
Sonrasında “Yanımdaki Boşluk”la zihinsel bir sürece davet eder izleyicisini. Önce sezgi gelir, sonrasında sezilen düşündürür. İzleyen artık boşluğa bakmaktadır.
“Merdivenden İnen Biz”, biz olma vurgusuyla yalnızlık hissini dışarıda bırakır. Yüzyılın en korkunç silahı yalnızlaştırmaya karşı birlikte eyleme sürecinde herhangi bir eylem olan ‘merdivenden inme’, bir gülümseme oluşturur biraz önce boşluğa bakan izleyende.
Kaybolmak ve kaybetmek arasındaki ilişki etken – edilgen bir düzlemde gel – git duygusunu hissettirir. “Kayıp” bulunma umudunu da beraberinde getirir. Oysa güncel söz, kaybetmeye alışmayı önerir.
Az önce birlikte olma hissi, eyleme zamansallık katılarak durağanlaştırılır. Her adım bir ‘an’dır. Bu an, attığın sana geri gelmesiyle bütünlenir; “Nerede Durusan Orada Bakarsın.”
Hiç düşünmediğin bir anda karşında çocuğunu, kardeşini gördüğünde içine yayılan sevgi, onun da yalnız olduğu hissini öteler. Bir

